Aydın’daki anlı şanlı birkaç siyasetçinin yerleşmesi için çok çaba sarf ettiği, “Varsayalım, tutarsa tutar, tutmazsa yapışır kalır” habercilik anlayışından iki örnek verelim.
Mesela;
Kuşadası Belediyesi’ne büyüteç tutulup, bürokratın fotosunu da nal gibi çakıp “5 Milyarlık Kiralama İhalelerinin Beyni İfşa Oldu” manşeti, siyasette ve memlekette olup biteni merak eden ortalama bir Türk vatandaşına ne düşündürür.?
Doğal olarak toplamı 5 Milyar olan kamuya dair kiralama ihalelerinde kaçak göçek işler yapıldığını ve tabi ki organizasyonun liderinin açığa çıktığını yani sobelendiğini.
Peki aynı haberde başka bir memlekette yapılan araç kiralama ihalesine yönelik operasyonun “Kuşadası’na sıçrayıp sıçramayacağı bilinmezken, Kuşadası Belediyesinin de mercek altına alınmış olabileceği değerlendiriliyor.” ifadesini görünce ne düşünmeliyiz.
Tam da gariplik burada işte. Manşetle duyurusunu yaptıkları fiilin Kuşadası’nda gerçekleşip gerçekleşmediğine dair haber diline göre herhangi bir fikrin olmadığı düşüncesi beliriyor insanda.
Yok belge var da yetkili mercilere verildiyse niye bu haber dili?. Ya da size servis edilen bir şey varsa niye böyle arafta bir dil kullanıyorsunuz?. Algımı dersiniz, bilmem kaçıncı dalgaya davet mi dersiniz orasına siz karar verin.
Oysa bu habercilik mantığına göre Aziz İhsan Aktaş isminin geçtiği her soruşturma, kovuşturma anında Aydın Büyükşehir’e sıçramalı. Üstelik Aziz İhsan Aktaş’ın adamının somut ifadesi varken ve her yerde yayınlanmışken.
***
Bakın sosyal medyada başka bir arkadaş gazeteci kimliğiyle Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin’e “Belediye binasında, bir belediye başkan yardımcısının odasında, özel bir avukatlık hizmetine ilişkin ücretin elden FİLE- FİLE teslim edildiği iddiası doğru mudur?” diye soruyor.
Sorularının arasında ise şu cümleyi ekliyor. “Burada herhangi bir kişi hakkında peşinen suç isnadında bulunmuyoruz. Herhangi bir hukuka aykırılığın gerçekleştiğini de iddia etmiyoruz.”
Suç var mı?, hukuka aykırılık var mı bilmiyor ve bunları da kendi söylemiyle iddia etmiyor. İddia diyerek soruları sıralayıp cevap beklediğini belirtip ardından iddia etmediğini yazıyorsan kaleme aldığın iddianın hayali olma ihtimali güçlenmiyor mu?. Şahsi fikrim rahmetli Ferhan Şensoy’un “Varsayalım İsmail” komedisi gibi acayip bir algı, kara komedi.
Bu “Varsayalım Habercilik” anlayışı ne Aydın’a, ne memlekete, ne de hukukun evrensel ilkelerine iyi gelmiyor. Varsayarak habercilik yaparsan kafanda bir suç varsayıp tanık bulmak için sosyal medyadan ilan verebilirsin, Ömer Günel için yapmadılar mı?.Ya da başka bir memleketin adli soruşturmasının, gerçekleşip gerçekleşmediğini bilmediğin yere gelmesini dört gözle varsayarak bekleyebilirsin.
Ve nihayetinde varsayarak, hukuka aykırılık olup olmadığını bilmediğini belirttiğin anlatımının yaşanmışlığını iddia olarak dile getirmen senin aslında hukuka aykırı bir şeyin yaşanmış olmasını çok istediğini ve bunu kamuoyuyla paylaşarak başkalarının da inanmasını çok arzuladığını gösterir.
***
Son tahlil de kimsenin gazeteciliğini bazıları gibi sorgulamak haddim de değil işim de. Sorguladığım bu garip habercilik anlayışı. Ben de kimseye haksızlık yok. Tüm yazdıklarımı bir kenara iteleyip, beni ve yukarıda yazdıklarımı boşa çıkaracak formülü verecek kadar da ali cenap bir insanım.
Formül şu.
“Varsayalımcı” arkadaşlar. Adliyeye sunacağınız belgeler, bilgiler hatta tanıklıklar ve bunların neticesinde adliyenin kesinleşmiş yargı kararı önemli. İşte o zaman bu yazı muhatapları için boşa düşmüş demektir. Böyle olsun boşa düşelim , ben razıyım.
Aksi olunca herkes her şeyi varsayabilir. Varsaymanın sınırı mı var?
Herkese iyi haftalar…
Yorumlar